Çanakkale Savaşı ve Deniz Kuvvetlerimiz – Necmettin Özçelik

0

Çanakkale’de bir güneş gibi parlayan Deniz Kuvvetlerimizin başarılarının değeri; yıllarca sürdürülen hataların ve yanlış uygulamaların bilinmesiyle daha da belirginleşecektir.

Sultan Abdülaziz’in büyük paralar harcayarak oluşturduğu donanma 1800lü yılların sonlarında, II. Abdülhamit tarafından Haliç’e çekilerek görev yapamayacak bir pozisyona getirilmişti.
Abdülhamid’in Donanmayı hareketsiz bırakmasında 4 ana neden vardır;

1. Donanmanın kendisini tahttan indireceği korkusu
2. Osmanlı borçlarını temizlemek ve yeniden borçlanmamak arzusu
3. Ruslara ödün verme
4. İngilizlerle dost geçinmek

Saydığım bu nedenlerin en geçerli olanı birinci tahttan indirilme korkusuydu. Jurnalcılarla çevrili, bencil ve kuşku dolu yaşamında, Sultan Abdülhamid, ilerici ve özgürlükçü geleneklere sahip Deniz Kuvvetlerinden çekindiği için donanmayı Haliç’e hapsetmişti.

Bahriye personeli atıl bırakılmış, başka işlerle uğraşmakta ya da Kasımpaşa’da bulunan kahvelerde vakit geçirmekteydi. Belirli günlerde Padişah tarafından gönderilen para ya da yiyecek maddeleri ile gönülleri alınmaya çalışan denizciler kan ağlıyordu.

(Yakın bir gelecekte atanacağınız çağdaş ve güçlü savaş gemilerimizde bir ironi niteliğinde duyacağınız “ HAMİT” sözcüğü, anlattığım dönemde Padişah tarafından bahriyelilere dağıtılan karşılıksız para ve yiyeceklerden gelmektedir.)

2. Meşrutiyetin ilanından sonra donanmaya bakıldığında durumun içler acısı olduğu görülüyordu. Gemiler eski, bakımsız ve manevra yeteneğinden yoksun, personel ise en hafif değimiyle talimsizdi.

Meşrutiyetten sonra açılan yeni dönemde yapılması gerekenlerin başında personel eğitimi, yeni gemiler alınması ve teknolojinin yakalanması geliyordu. Öncelikli olarak eğitim isine el atıldı. İngiltere’den personel eğitimi için uzmanlar getirilmesine karar verildi. İngilizler bu is için Amiral Douglas Gamble ‘ı gönderdiler. Osmanlı Devleti üzerinde emperyalist amaçları olan İngiltere’nin donanmamıza ne kadar faydalı olacağı şüpheliydi.

Trablusgarp Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti bir taraftan Balkan ülkelerindeki anarşist başkaldırılarla uğraşırken, diğer taraftan da kendisine çıkarları doğrultusunda yakınlık gösteren yegâne Avrupa ülkesi olan Almanya sayesinde mali durumunu düzeltmeye çalışıyordu. Balkan Devletleriyle girişebileceği herhangi bir savaş durumuna karşın, hem kara ordusunu hem de donanmasını kuvvetlendirme girişiminde bulunan Osmanlı hükümeti, İngiliz tersanelerinde yapımı süren Brezilya’ya ait iki yeni dretnotu almaya karar vermişti.

Zaman; büyük fırtına öncesi rüzgarların başlama zamanıydı.

1911 yılının Mart ayından itibaren Arnavutluk’ta baş gösteren isyan kısa sürede Karadağ’a sıçramış, Makedonya’daki gizli örgütler aralarında Osmanlı Devleti’ne karşı olmak üzere işbirliğine gitme kararını almışlardı. Balkanlar’daki çalkantılardan faydalanan, İtalya, 29 Eylül 1911 tarihinde Trablusgarp’a saldırdı.

İtalyanlar bu savaşa uzun zamandan beri hazırlanmakta ve dünyanın en kudretli donanmalarından birini, ellerinde bulundurmaktaydılar.  Savaş başlayınca, Osmanlı Devleti, Balkan Devletleri’nin tutumlarından dolayı Rumeli’de ayaklanmalar çıkabileceği ya da bir Balkan saldırısıyla karşılaşacağını düşünerek, donanmasının bu bölgede kalmasını tercih etmişti.

Aslında gerçek olan; İtalyanlara karşı Trablusgarp ve Bingazi’deki yerel direnişçilere etkili olarak destek verilememesinin sebebi donanmanın yetersizliydi.

Dönem itibariyle Osmanlı donanması olarak tanımladığım güç ise; 4 büyük eski muharebe gemisi, 8 destroyer, 14 torpido, 30 demode ve küçük tip kruvazörden oluşmuştu. Savaş gemilerinin telsiz- telgraf gereçlerinden yoksun olmasına karşılık İtalyan savaş gemilerinin hemen hepsi bu savaş ve muhaberat aletleriyle teçhiz edilmişti.
18–19 Nisan 1912’de Çanakkale Boğazına baskın tarzında düzenlediği saldırıyla, İtalyan Amiral Leone Viale on iki savaş gemisiyle Çanakkale’ye girmeyi denemiş, Osmanlı kıyı bataryalarının direnişi karşısında çekilmek zorunda kalarak, öfkesini Ege sahillerine yönlendirmişti.

Adalar Denizi ve Akdeniz ablukası sebebiyle savaş müddetince Osmanlı takviye güçleri Trablus’a ulaşamadı. Savaş, gönüllü olarak cepheye giden Türk subaylarının örgütlediği direnişçilerle başarılı biçimde sürdürüldü.  Kuzey Afrika’daki son Osmanlı toprakları, başta Binbaşı Mustafa Kemal Bey olmak üzere kahramanca direnen Türk askerleri tarafından savunuldu. İtalyan birlikleri karşılaştıkları direniş karşısında iç bölgelerde fazla ilerleyemediler.

Çanakkale’de umduğunu bulamayan İtalyan donanması ise 23 Nisanla 17 Mayıs 1912 tarihleri arasında Rodos’u ve On bir Adayı işgal etti.

Balkan Savaşına girildiğinde 11.000mil kıyı şeridine sahip olan Osmanlı Devleti’nin donanması bu sahilleri korumak için yeteri kadar hazır değildi.  19. yüzyıl içerisinde Osmanlı Devleti, Avrupa tarzında kudretli bir kara ve deniz ordusuna sahip olabilmek adına bazı hatalar yapmıştı.

Bu hatalardan ilki yabancı kumandanlara orduyu teslim etmekti. 2. Meşrutiyet döneminde, Kara Kuvvetlerini Almanlar, Jandarma birliklerini Fransızlar idare ederken, bahriyeyi İngiliz kumandanlar yönetiyordu. Kısaca, Silahlı Kuvvetler Emperyalistlere teslim edilmişti.

Donanmanın başında bulunan Amiral Limpoos, Balkan Savaşı sırasında ve Akdeniz’de herhangi bir düşman taarruzu karşısında Deniz Kuvvetlerinin durumunu belirterek; 15 Ocak 1913’de Sadrazam Kamil Paşa’ya bir mektup yazmış, “Osmanlı Donanmasının Yunan Donanmasıyla başarılı bir muharebeye hazır olduğunu söylemişti” Bu anlatım tamamen yanlış ve yanıltıcıydı.

Osmanlı donanması savaşa katılırken, beş yıl boyunca herhangi bir onarım görmemenin zafiyeti içindeydi. Yine de Türk donanması; muharebe sırasında Çanakkale Boğazı’nı koruyacak, Karadeniz’de Bulgarların ulaşımını kesecek, Romanya-Osmanlı deniz ulaşımının düzenli yapılmasını temin edecek Yunanlılar karşısında savunmada kalacak, Bulgarlara taarruz edecek, Marmara Denizi’nin kuzey il ve ilçelerini savunacak ve onarımını da zaman içinde yapacaktı.

Balkan Savaşı’na girilirken, Osmanlı donanmasının tüm gemileri; 4 zırhlı, 4 kruvazör, 8 muhrip, 10 torpidobot, 5 korvet, 9 gambottan oluşmuştu.

Tarihte bir denizcilik destanı olarak yer alan Kahraman Hamidiye kruvazörünün akını, Balkan Savaşının deniz cephesinde en övünç veren ve Türk bahriye geleneğinin sürdüğünü gösteren olaydır.

Acı bir yenilgiyle biten Balkan savaşı, tüm ordu kademelerinde olduğu gibi Deniz kuvvetlerinde de önemli dersler alınmasına neden olmuştur. Yaklaşan Büyük savaşta “ Balkan Savaşı yaralarına tuz basan Türk ordusu, olağanüstü başarılara imza atacaktı.

Macaristan veliaht’ı Ferdinand’ın 28 Haziran 1914 günü, Sırplı bir hukuk öğrencisi tarafından öldürülmesi, 3 Ağustos 1914 tarihinde insanlık ve uygarlık tarihinin gördüğü en büyük afetin başlamasına yol açtı.

Osmanlı Devleti ilk fırsatta kapitülasyonlardan kurtulmak istiyordu. Bu şans Osmanlı’nın ayağına Birinci Dünya Savaşı arifesinde geldi ve fırsat değerlendirilerek, 8 Eylül 1914 tarihinde Meclis-i Vükela’da kapitülasyonların kaldırılmasına karar verildi.  Artık Türkiye’nin tarafı belirlenmişti. Almanya ile 2 Ağustos 1914 günü yapılan anlaşmadan sonra ittifak devletleri saflarına katılındı. Zaten Türk Kara kuvvetleri, Almanya’dan gelen General Liman Von Sanders komutasındaki Alman askeri islah heyetinin öneri ve eğitim programlarıyla yönetilmekteydi.

İngilizler tepki olarak Donanma cemiyeti ve Türk halkının özverileriyle yapımları tamamlanan iki Dretnotu teslim etmediler.

Savaşın ayak sesleri Akdeniz’in uzak bir köşesinden duyulmaya başlamıştı. Alman Deniz Kuvvetleri – Akdeniz filosuna bağlı Goaben ve Breslau savaş gemileri heyecanlı bir iz sürme sonucunda, 10 Ağustos 1914 günü, silahlı bir tarafsızlık politikası izleyen Türkiye’ye sığındılar.

Osmanlı Devleti tarafsızlığını elde tutabilmek amacıyla, ilk aşamada elindeki en önemli stratejik unsur olan Boğazlara yönelmişti. Çanakkale ve Karadeniz Boğazlarına mayın engelleri oluşturularak, savaşa katılanlar tarafından boğazlara taarruz edilmesine karşı tedbirler alındı. Artık boğazlardan yalnız ticaret gemilerinin geçmesine izin verilirken, geçişlerde kılavuz alınması zorunlu tutulacaktı.

Alman Savaş gemileri, Boğaz dışında bekleyen İngiliz donanması ve artan siyasi baskılar sonunda Osmanlı devleti tarafından satın alınmış gibi gösterilerek Yavuz ve Midilli adlarını aldılar. Aslında savaş sonuna kadar gemiler Alman personelle yönetilecekti.

16 Ağustos’ta gemilere Osmanlı Bayrağı çekilmiş, Alman personel ise fes giymişti.  Amiral Souchon, kırk beş sonra, 26 Eylül 1914 tarihinde Osmanlı Donanması Komutanlığı’na getirildi.  Almanlar, gemilerinin ve Amirallerinin Bahriye Nazırlığı’nın ya da her hangi bir nazırlığın emrine verilmemesinde de ısrarcı oldular. Amiral Souchon, Bahriye Nazırı Cemal Paşa’nın emrinde değil, doğrudan Alman İmparatoru’nun emrinde olarak kalacaktı. Ancak Alman Amiral, Türk Başkomutanlığı tarafından kabul edilmeyen veya izin verilmeyen hiçbir harekette bulunmayacağı teminatını Türk yetkililere vermeyi de ihmâl etmemişti.  Gemilerle gelen ve Almanya’dan getirilen teknik personelle, hızlı ve sonuç alıcı bir tamir – bakım ve yenileme aşaması yaşandı.

Türk Donanması elindeki olanaklar ve Alman desteğiyle Birinci Dünya Savaşına hazırlanıyordu.  Süregelen Rus ve Fransız diplomasisi Osmanlı İmparatorluğunu savaşın dışında kalmaya ikna etse de, Almanya’nın çıkarları doğrultusunda hareket eden Amiral souchon, 27 Ekim 1914 günü Enver Paşa’dan emir aldığını belirterek ( ki bu güne kadar bu emre ait hiç bir belge bulunamamıştır.) Yavuz, Midilli ve dokuz Osmanlı savaş gemisinden oluşan bir donanma ile Karadeniz’e açıldı.

Donanma; 29 Ekim 1914 sabahı Rus liman ve gemileriyle temas kurdu. Odessa, Sivastopol, Novorossisky ve Tedosya limanlarını bombalandı. Bir mayın ve on beş askeri nakliye gemisi batırıldı, bir torpidoya ağır hasar verildi. Bir kömür gemisi 3’ü subay ve 75 personeliyle esir alındı. Novorossisky’de buğday silolarıyla elli petrol deposu tahrip edildi.
Bu gelişmeler bir dönüm noktası oldu ve 2 Kasım’da Rusya 5 Kasım’da İngiltere sırasıyla Osmanlı İmparatorluğuna karşı savaş ilan ettiler. Artık Osmanlı İmparatorluğu Büyük savaşın içerisindeydi.

9 Eylül 1914’de Türk Donanmasının son yapılanması şu biçimde tertiplenmişti:

Birinci Tümen: Yavuz, Barbaros Hayrettin, Turgut Reis, Mesudiye zırhlıları
İkinci Tümen: Midilli, Hamidiye, Mecidiye, Berk-î Satvet, Peyk-î şevket kruvazörleri
1. Takım: Yadigâr-ı Millet, Gayret-î Vataniye, Muavenet-î Millîye, Numune-i Hamiyet muhripleri
2. Takım: Taşoz, Yarhisar, Akhisar, Samsun, Basra, Sultanhisar, Demirhisar torpidobotları  Nilüfer, Nusrat ve Selanik mayın dökme gemileri, Tir-i Müjgan onarım gemisi Kemal Reis ve İclaliye lojistik ve okul Gemileri

Barbaros Hayrettin, Turgut Reis ve Mesudiye sonradan, Donanma İkinci Komutanı Yarbay Arif Bey’in emrine verilerek yeni vazife yeri olan Çanakkale’ye Yollanarak, donanmanın ana kuvvetinden çıkarılacaktı.

Osmanlı Devleti’nin savaş seferberlik talimatnamesi içeriğinde donanmayı ilgilendiren şu maddeler bulunmaktaydı:
• Seferberliğin ilân tarihinden itibaren gerek denizde gerekse nehir ve
göllerde faâliyet hâlinde bulunan nakliye vasıtalarının ve sair mühimmatlarının tamamı Harbiye ve Bahriye Nezaretlerinin talepleri doğrultusunda askerî ihtiyaca tahsis edilebilecekti.
• Tüm Osmanlı şehirlerindeki nakliye vasıtaları, iskeleler, limanlar Osmanlı Devleti’nin yöredeki temsilcisinin vasıtasıyla ve Harbiye ile Bahriye Nezaretleri’nin talepleri doğrultusunda devlet emrine alınabilecekti.
• Devlet tarafından el konulan deniz taşıtlarının üzerindeki her türlü alet, mühimmat devletin güvencesi altındadır ve bu deniz araçları üzerinde verilecek zararlar yine yöredeki Osmanlı Hükûmeti temsilcisi vasıtasıyla tazmin edilebilecekti.

Sizlere, Çanakkale savaşı başlarken, genel bir bakışla Türk Deniz kuvvetlerinin durumunu anlattıktan sonra Denizci atalarımız olan Bahriyelilerimizin Çanakkale’de aldıkları görevleri ve O kahramanların başarılarını paylaşmak isterim.

Çanakkale savaşı bir milattır. Türk ulusunun bağımsızlık ruhunu yeniden yansıtarak, özgürlüğüne karşı yapılan saldırılara, birlikte direnmeyi öğreten ve günümüz cumhuriyetimize ön söz olan bir olgudur.

Deniz Kuvvetleri, Çanakkale savaşı başlarken başlıca şu görevleri üstlenmişti:
1) Boğazın dışında gözlem ve keşif yapmak,
2) Torpido bataryaları oluşturmak,
3) Boğazın her iki yakasına mayın engelleri koymak,
4) Deniz bataryalarını faâliyete geçirmek,
5) İki Zırhlıyla aşırtma atışlar yapmak,
6) Düşmana direkt olarak saldırmak,
7) İstanbul-Çanakkale Deniz Hattını korumak,
8) Marmara Denizi’ne girebilecek olan her türlü düşman deniz vasıtasıyla yakın savaşmak.

Boğaz dışında gözlem ve keşif faâliyeti daha savaşa girmeden, 1 Ağustos 1914 tarihinden itibaren “Draç” sınıfı iki botla yapılmaya başlanmıştı. 26 Eylül’e kadar denetim ve keşiflerini sürdüren bu botlar, ilk olarak Merkeze, Boğaz’da İngiliz gemilerinin sayılarının artığını  bildirmiş, sonra da bu gemilere, Fransızların iki zırhlısının daha katıldığını rapor etmişlerdi. 26 Eylül günü keşfe çıkan Akhisar botu iki İngiliz muhribi tarafından çevrilerek aranmak istenince, Osmanlı kabinesi, aldığı bir kararla ikinci bir emre kadar Boğazı, tüm uluslararası ticaret ve özellikle de savaş gemilerinin geçişlerine kapamıştı.

Boğazdaki mayınlama çalışmaları için; Almanya’dan getirtilen, İzmir Limanı’ndan ve Karadeniz sahillerinden toplanan mayınların da eklenmesiyle gerekli mayın hattı inşa edilmeye başlanmıştı.  İlk mayın hattı, 4 Ağustos 1914’te Havuzlar-Kepez arasına Selanik mayın dökme gemisi tarafından 22 adet döşenerek gerçekleştirildi. Bu mayınların dışında 18 Mart 1915’e gelinceye kadar 403 adet mayın, Boğazın her iki yakasına yerleştirilecekti.

Müttefik düşman donanması, Kasım ayından itibaren Çanakkale kıyı istihkamlarını bombalamaya başladı. Mayın temizleme çalışmaları da yapan düşman donanması, büyük bir saldırıya hazırlanıyordu. Onlara göre Çanakkale, kolay biçimde denizden geçilecekti.

Türk tarafınca alınan tedbirler doğrultusunda savunmanın ağırlık merkezi olarak Çanakkale olarak belirlenmişti. Elde uçaksavar bataryaları yoktu. Uçaklara karşı yalnızca, Alman Siemens Schucker ışıldaklar bulunmaktaydı.
Depolarda mevcut bulunan mayın envanterinden istifade edilmiş, bunların tamamına yakını Çanakkale’ye dökülmüştü. Bunun üzerine çözümler arayan Harbiye Nezareti, Rusların Karadeniz’e döktüğü mayınları, tarama gemileriyle toplayarak Boğaz tahkimatına yeni manialar ekliyor veya eksilenleri tamamlıyordu.

1914 Ağustosunda dökülmüş olan mayın maniaları 15 Şubat 1915 başına kadar etki alanı olarak genişletilmiş ve araya yeni bir mania daha tesis edilmişti. 18 Mart 1915 tarihine kadar hatlar arasındaki boşlukları kapatmak için 45 mayın, fazladan döşenecekti.

Yavuz zırhlısıyla İstanbul’a gelen Albay Pieper, Amiral Souchon’un isteği üzerine, Bakırköy – Baruthane’de eski ve üretim dışı kalan “barut fabrikasına” tayin edilmiş ve burayı kısa sürede mükemmel işleyen bir fabrika hâline getirmişti. Alman Albay’ın İstanbul’a gelirken yanında getirdiği 26 adet karbonit mayın, kullanılması için 2 Mart 1915 tarihinde Giresun Vapuruyla Akbaş İskelesi’ne gönderildi. Mayınları Amiral Von Usedom teslim alarak, bu mayınların, Müttefik donanmasına bağlı gemilerin gözlendiği Erenköy koyuna dökülmesini emretti.

Görev, Yarbay Nazmi ve Tophaneli Binbaşı Hakkı Beyler komutasındaki Nusrat Mayın gemisine verilecekti. 7- 8 Mart gecesi, günü, Nâra koyundan kalkan Nusrat, Anadolu kıyılarını izleyerek seyrine başlamış, saat 07,00 ‘e doğru da belirtilen yere gelerek Erenköy önlerinde 100metre aralıklar la 4,5metre derinliğe, bu son 26 mayını dökmüştü.
15 Mart’tan 17 Mart’a İngiliz-Fransız tarayıcı gemileri, dökülen mayınları aramış, ancak 16 Mart’ta üç adet mayın bulunarak imha edilince boğazın tamamen temiz olduğu sanılmıştı.

26 adet Karbonit mayın, tüm savaşın kaderini etkileyecekti. 18 Mart 1915 Perşembe sabahı Alman pilot Yüzbaşı Serno, Çanakkale Boğazı açıklarında bir keşif yaparak, Boğaz yönünde 19 zırhlı ve kruvazörün savaş düzeni ile ilerlediklerini rapor etmişti. Pilot Cemal Bey’den gelen rapor da bunu doğrulayınca, Çanakkale Müstahkem Mevkii derhal silah başı yaptı.

Düşman filosu Komutanı Amiral de Robeck, bombardımana katılacak ağır gemilerini plana uygun olarak üç grup halinde düzenlemişti. Birinci tümen kendi yönetimindeki en güçlü dört İngiliz zırhlısından oluşuyordu; Queen Elizabeth, Lord Nelson, Agamemnon, Inflexible. Görevleri, A Hattı olarak belirlenen uzak bir mesafeden Osmanlı Merkez tahkimatını bombardıman altına almak ve izleyen gruplara ön destek oluşturmaktı.

İkinci Tümen, Fransız dört Fransız zırhlısıyla oluşturulmuştu. Birinci grubun saldırısından sonra Fransızlar, B Hattı olarak tanımlanan çizgiye ileri çıkarak, kıyı tahkimatlarını 5-6 km. mesafeden bombalayacaklardı.
Üçüncü tümen ise kendi içinde üç gruba ayrılmış 10 İngiliz zırhlısıyla yapılanmıştı; Vengeance, Irresistible, Albion, Ocean birinci ve ikinci tümen gibi yanyana saf tutacaklar; Majestic, Prince George, Swiftsure, Triumph yanlardan ileri çıkan koruma görevi üstlenecek; kalan iki gemi ise Canopus ve Cornwallis geride yedek olacaktı.
Bunlar yalnızca harekata katılan yüksek tonajlı zırhlılardı. Ayrıca mayın tarama gemileri ile kruvazör ve destroyerler de harekâta destek vereceklerdi.

Düşman, 100 parçalık bir donanmayla harekâta giriyordu.  1. Tümen, saat 10:30’da boğazdan içeri girdi. Queen Elizabeth’in hedefi Rumeli Mecidiye Tabyası, Lord Nelson’un hedefi Namazgah Tabyası, İnflexible hedefi ise Rumeli Hamidiye Tabyası idi.

11.30’da merkez tabyalarına ateş başladı. Mesafe uzak olduğu için Türk bataryaları savaş gemilerine karşılık veremiyordu. Saat 12.00 sularında Çimenlik, Rumeli Hamidiye ve Anadolu Hamidiye tabyaları yanıyordu. Fransız savaş gemileri bu aşamada harekete geçerek, hat önündeki yerlerini aldılar.

Şiddetli yapılan karşılıklı çatışmalarda aradaki bataryalar sustuysa da merkez bataryalar ateşe devam ediyorlardı. 900 yarda kadar içeri sokulduklarından şiddetli ateş bu gemilerin üzerine yağıyordu. 3. Tümene ait olan iki İngiliz gemisi Triumph ve Prince George A hattının kıç omuzluklarında yerlerini almış Rumeli Mesudiye ve Yıldız Tabyalarını hedeflemişlerdi.

Rumeli merkez bataryaları çok yoğun bir ateş altındaydı. Mermilerin çoğu tabyalar içine düşmüş, telefon hatlarını bozmuş, yangınlar çıkarmıştı. Rumeli Mecidiye tabyası topçuların şehit olması ile devre dışı kalmıştı. Saat 14:00’e doğru Fransız gemisi Bouvet’de bir iki patlama oldu ve 3 dakikada suların altına gömüldü. Queen Elzabeth ve Agamemnon dışındaki bütün gemiler ateşi kestiler. Muhripler ve istimbotlar yardıma koşmuşlar, ancak yalnızca 20 kişi kurtarılabilmiş, 603 kişi ise sulara gömülmüştü.

12.30 da yaralanan Goulois zırhlısı ağır boğazı terk etmek zorunda kalmıştı.  15.30 sularında mayına çarpan Inflexible’ın durumu kötüydü ama yoğun çabayla Bozcaada’ya ulaştı.  Anadolu Hamidiye tabyası hasar görmemişti ve İrrisistible’a ateş ediyordu. Saat 15.14’de bu gemi de bir mayına çarptı.

Nusrat’ın döktüğü mayınlar ve direnen kıyı bataryaları, kader belirleyici olmuşlardı. Düşman donanması çekilirken Ocean zırhlısı da mayına çarparak devre dışı kalacaktı.  Her şey bittiğinde 18 Mart bir zafer günü olarak tarihe geçti.
Deniz Kuvvetleri, Çanakkale savaşı sırasında yaşamsal önem taşıyan ve yarım adayı savunan kuvvetlerin ayakta kalmalarını sağlayacak ikmalin kesilmemesi Boğaz ve Marmara denizinde düşman denizaltılarıyla da savaşıyordu.

13 Aralık 1914 günü İngilizlerin B-11 denizaltısı 5 mayın maniasının altından geçmeyi başarmıştı. Bu denizaltı daha sonra sahilden koruma altına alınmış olan Mesudiye’yi torpilleyerek batıracaktı. Geminin direkleri kuma çakıldı, karinası suyun üzerinde kaldı. Gemi 15 saniye içerisinde ters döndü. Bu başarıdan sonra, kaydettiği Fransızlara ait bir denizaltı olan Saphire, mayın manialarını kopartabilecek düzenekle donatılarak, 15 Ocak 1915 tarihinde. Boğaza giriş yaptı. Denizaltı öğleden sonra Nâra açıklarında İsa Reis Gambotu ve Nusrat Mayın gemisi tarafından fark edilince paniğe kapılarak, dibe oturdu. Personelini kurtamak için tekrar su üzerine çıkan Fransız denizaltısı, Torpillenerek batırıldı.

Müttefiklerin Gelibolu’ya çıkarma yaptığı 25 Nisan 1915 günü Avustralya bayrağı taşıyan AE-2 denizaltısı 25 Nisan boğazdan içeri giriyordu. Denizaltı, Çanakkale açıklarında gördüğü Aydın Reis gambotuna iki torpido yolladıysa da başarılı olamadı.

Kısa bir süre sonra Anadolu Mecidiyesi ve Rumeli tarafında karaya oturunca hasar aldı. AE-2, 26 Nisan’da Türk karakol gemilerinden Zuhaf’a, ardından Sultanhisar torpidobotunun güvenliğini sağladığı ve İstanbul’dan Çanakkale’ye asker nakleden 38 numaralı Şirket-i Hayriye vapuruna saldırmış; fakat Sultanhisar’ın karşılık vermek için yaptığı manevra neticesinde isabet kaydedememişti. 27 Nisan’da ise, Barbaros zırhlısına ve 29 Nisan’da da bölgede bulunan üç nakliye gemisine saldırmış ancak başarılı olmamıştı.

AE-2 denizaltısı, Marmara’da 4 gün dolaştıktan sonra 30 Nisan günü Yüzbaşı Ali Rıza komutasındaki Sultanhisar torpidosu tarafından batırıldı.  Denizaltı etkinliğinin çoğalmasından sonra, Gelibolu-İstanbul hattının savunulması için; Peyk-î şevket, Gayret-î Vataniye, Yadigâr ve Samsun sınıfı 4 muhrip, Ulaşım güvenliğini sağlamak için de Sultanhisar, Akhisar sınıfı torpidobotları Boğaz Komutanlığı emrine verildiler.

Alınan tüm önlemlere karşın, düşman denizaltıları boğazı zorlamaya devam ediyordu. Fransız denizaltısı Joule Boğazdan girmeyi denerken, Çanakkale Çanakkale önlerinde Türk topçuları tarafından batırıldı.  27 Nisan’da İngiliz E-14 denizaltısı, karakol gemilerinin ateşi sonucu, bir periskopunu kaybetmiş, aynı gün Nur’ul-Bahir gambotunu batırmıştı. Aynı denizaltı, Zuhaf vapurunu bir süre izlemiş, fakat elinden kaçırınca Aydın Reis gambotuna başarısızca saldırmıştı.

10 Mayıs akşamı Gülcemal vapuru, Marmara’ya açıldığı sırada İmralı adası açıklarında E- 14ün saldırısına uğramış, pruvasına bir isabet almasına karşın batmamıştı.

18 Mayıs 1915 İngiliz E-11 denizaltısı Boğaza girmiş ve 23 Mayıs’ta Makrıköy önlerinde bazı küçük Türk nakliye gemilerini ve Peleng-î Derya’yı batırmış, 24 Mayıs’ta Marmara’da Nâra gemisiyle karşılaşarak, cephane yüklü gemiyi havaya uçurmuştu. E11, 25 Mayıs günü, İstanbul’da cephane yükleyen İstanbul şilebini torpillemiş; ama batırmaya muvaffak olamamıştı. E-11; 27 mayısta Barbaros zırhlımızı torpilleyerek batırdı. 28 Mayıs günü Çanakkale’ye gitmekte olan Bandırma vapuru, yine E-11’in saldırısına uğrayarak personelinden birkaç kişiyi kaybetmişti.
E-11; Çanakkale ile İstanbul arasında irtibat işine tahsis edilmiş olan Samsun mayın gemisini, 750 ton kömür yüklü olan İsfahan vapurunu, Haydar Paşa rıhtımında askerî malzeme yüklü İstanbul vapurunu ve Sakız motorunu batırmıştı. Denizaltı harekâtlarında İngilizler Marmara’da ne denli başarılı oldularsa Fransızlar da o denli başarısız kaldılar.

Türk Deniz Kuvvetleri, olanakları ölçüsünde savaşın bu yeni ve sinsi silahı olan düşman denizaltılarıyla mücadele etmeyi tüm savaş boyunca sürdürdü.  Türk bahriyelileri, yazın beyinlerine kadar işleyen kavurucu sıcakta ve kışın dondurucu soğuklarda, bulundukları gemilerde güvertedeki demir aksama yapışan elleriyle, aldıkları görevleri canlarını feda ederek aksatmadılar.

Çanakkale Savaşında Batırılan gemilerinden sökülen toplarla kurulan bahriye bataryalarında, Güllelerini düşman gemilerine, Türk denizcileri olarak yolladılar. Onlar ki Gelibolu yarım adasının çamurlu topraklarında barınacakları çadırları kurmayı bile karacı askerlerden öğrenmişlerdi.  Bahriyeliler özellikle Baykuştepe Bahriye bataryasında destanlar yazdılar.

Çanakkale savaşında Denizcilerimizin bilinen ve çok anlatılan kahramanlık öyküleri bulunmaktadır; AE-2 denizaltısını bir şahin gibi kovalayarak batıran Sultanhisar’ın azim ve yiğitliği, Dünyanın en güçlü donanmalarından biri tarafından kapatılan Çanakkale boğazından bir gece ansızın çıkarak dev Goliath zırhlısını batıran muavenet- i Milliyenin destansı kahramanlığı, düşmanın attığı torpidonun üzerine atlayarak yönünü değiştiren bahriye neferinin öyküleri yıllarca anlatılmış ve anlatılacaktır.

İzninizle, ben size ilk kez anlatılacak olan özgün bir öykü sunmak istiyorum. Bu öykü gemilerine sahip çıkan Türk bahriyelilerin bilinmeyen anlatımıdır.

Yüzbaşı Martin Eric Dunbar – Nasmith komutasındaki E11 denizaltısı,  5 Ağustos 1915 günü sabaha karşı Marmara denizinde ikinci serbest av seferine başlamak amacıyla Çanakkale boğazına giriş yapıyordu.  E11, boğazdan geçişi sırasında önce, iki şamandıra arasına gerilmiş bir ağa takılmış, su üzerine çıkarak hasar kontrolu yapılması gerekmişti. Kepez mayın bölgesinde ise dış güverteye çarpan bir mayının sesi tüm personeli korkutmuş, Denizaltı, saat 06.30da Nara Burnunu dönerken akıntının etkisiyle 33.5metre derinliğe düşmüş, 20 dakika sonra da engel ağına takılmıştı. Yaptığı manevralarla bu sorunu da atlatan E11, Ağın alt kısmında bulunan ve teknesine sarılan 12.5cm kalınlığındaki halatın açtığı 7 metre uzunluğundaki bir çiziğe engel olamamıştı.

Denizaltı, sabah saatlerinde Akbaş Limanı önlerinde birçok avla karşılaştı. Nasmith, bunlardan Halep nakliye vapurunu gözüne kestirdi ve sancak torpidosuyla gemiyi vurarak, derin olmayan sularda deniz yatağına oturmasını sağladı.

Marmara Denizinde, öğleden sonra ortaya çıkan bir gambot, E11’i dalmaya zorladı. Bir süre sonra tekrar yüzeye çıkan denizaltı, şaşırtıcı biçimde izini süren aynı gambotla karşılaştı. Aradaki mesafenin uzaklığı ve yüksek hızına güvenen Nasmith, dalış yapmadan kaçma yöntemini seçerek uzaklaştı. Gambot’tan atılan mermiler kısa düştü ve Türk gemisi saat 18.30da takipten vaz geçti. Akşam saatlerinde bataryalarını şarj eden denizaltının personeli, banyo yapma fırsatı bulacaktı.  6 Ağustos günü şafak sökerken rotasını güney batıya çeviren E11 yeni avlar yakalamak için hazırdı.

Bir gün önce Nasmith’i kovalayan Türk gemisi Aydın Reis Gambotuydu. Amiral Von Usedom’u İstanbul’a götüren gambot, karşılaştığı denizaltıya ateş açmış ancak başarılı olamamıştı. E11’in dalmadan uzaklaşması, Aydın Reis Komutanını yanıltmış ve Donanma Komutanlığına “ dalış yapamayan, yaralı bir denizaltının Marmara’da dolaştığı rapor edilmişti.

İstinye’de bulunan 3. filotilla komutanı Rudolf Madlung, geç saatlerde bir emir yayınlayarak Muavenet-i Milliye ve Yadigar-ı Millet Muhripleriyle, torpido kruvazörü Peyk- i Şevketin 6 Ağustos günü erken saatlerde Marmara denizini taramalarını ve arızalı düşman denizaltısını bularak batırmalarını istedi.

Peyk-i Şevket, İstinye’de Yavuz zırhlısının arkasındaki rıhtıma aborda olmuştu. Bir hafta kadar görev alınmayacağı sanılıyor, İkmaller tamamlanıp, ufak tefek arızalar onarılıyordu. Personel tek vardiya olarak görev yapmaktaydı. 5 Ağustos gecesi sancak vardiyası görev başındaydı. İskele vardiyasında yer alan subaylar ve evci çıkan erler ise izinli bulunuyordu. Saat 24.00’ü biraz geçe, Alman Komodorun Rum tercümanı rıhtıma gelmiş, alışık olduğu biçimde bağırarak “ İki kazan ateş yukarda, sabah sabah Marmara’da! “ haykırışıyla, Komodorun Emrini Peyk’e iletmişti. Filotilla karargah binası telefonundan polis karakolları aranarak İzinli personelin adresleri verildi. Bekçiler gecenin karanlığında, ellerindeki fenerlerle bahriyelilerin evlerine ulaşmak için Kasımpaşa ve Sultan Selim mahallelerinin dar sokaklarına dağıldılar.

Yadigar Anadolu, Peyk, Rumeli taraflarında, muavenet’te ortada seyir ederek Kızkulesi’nden Doğanaslan’a kadar Marmara denizini tarama emri almışlardı.

Şafak sökerken Peyk ve Muavenet boğazdan inerek Marmara’ya çıktılar. Yadigar, arızası nedeniyle denizaltı avına gecikmeli olarak katılacaktı. Alacakaranlıkta Kızkulesi – Ahırkapı hattını geçtikten sonra vedalaşan gemiler araştırma görevlerine başladılar. Hora feneri yakınlarında, İstinye’den daha geç saatlerde yola çıkan Yadigar muhribi, simafor işaretiyle peyk’i durdurdu ve kalkış vaktine yetişemeyen, evlerinden toplanmış sancak vardiya personelini gemiye transfer etti. Gelenler arasında, topçu subayı mülazım Seyfettin ( Albay Seyfettin Kılıççı ), gemi birinci subayı mülazım Nail ( Albay Nail Ül ) ve Makine subayı Mülazım Ali Rıza efendiler ile mühendis Hulki bulunuyordu. Komutan Binbaşı Cevat Bey, ( Albay Cevat Toydemir ) personel eksikliğinin giderilmesi nedeniyle rahatlamıştı. Peyk’te ayrıca Yüzbaşı Erwin Sebelin komutasında; bir varda bandıra, bir telsiz, üç makine ve bir tercüman erden oluşan 6 Alman denizci görev almıştı.

6 Ağustos sabahı E11, dalmak zorunda kaldı. Saat 6.30’da motor sesini duymadıkları bir uçağın saldırısıyla karşılaşmış, uçağın attığı iki bomba, denizaltının 90metre açığına düşmüştü. Öğle saatlerine kadar bir av yakalayamayan Nasmiht, saat 15.00te Marmara’da görevli ikinci İngiliz denizaltısı Yüzbaşı Edward Boyle komutasındaki E14’le buluştu. İki denizaltı komutanı hazırladıkları müşterek saldırı planı kapsamında avlarını sürdürdüler.

Peyk’te sabah saatlerinde tüm personel pür dikkat denizi gözlüyordu. En ufak su kabarcıkları, yüzen bir tahta parçası hatta bir balığın sıçraması bile köprü üstüne rapor edilmekteydi. Saat 16.00da alınan emirde belirtilen mevkiye ulaşıldığında, seyir subayı mülazım Hayrettin ( Kaliçun ) 2. komutan Yüzbaşı Ethem’in ( Albay Ethem Ertuğrul ) önerisiyle yeni bir geriye dönüş rotası çizdi. Kıyıya yakın sularda seyir edilerek, gölgelere sığınmış olabilecek arızalı denizaltı aranacaktı. Dönüşe geçildiğinde gemide hakim olan anlayış, görevin sona erdiği ve denizaltının İstanbul’a bu kadar yaklaşamayacağı olmuştu. Sabahki canlılık sönmüş, nöbet yerlerindeki erler birbirleriyle konuşup dertleşmeye başlamışlardı.

Saat 16.30da Nasmith, Periskopunda bir duman gördü, tam yol vererek yaklaştı ve iki bacalı bir Türk Torpido kruvazörüyle karşılaştı. E14’le koordineli olarak hemen harekete geçen E11, yüzeye çıkarak Saat 16.40da hedefine, pruvasının solunda bulunan torpidosunu fırlattı. Torpido, Peyk-i Şevket’i sancak tarafının ortasından vurdu.

Sancak bordası yönünde ve 60 – 70metre açıkta beliren torpido izini ilk olarak komutan Cevat Bey görerek “ torpido! “ diye haykırdı. Hemen köprü üstüne koşan komutan, daha merdivenleri çıkarken “ makinelere tam yol, İskele alabanda, Düşman sancakta başla ateş! “ Emirlerini peş peşe verdi. Gemi, hızını alamadan ve dümen ayarlanamadan iki bacasının ortasından vuruldu. Peyk’in içinden kömür tozlarıyla boyanmış kızıl bir su sütunu Direk boyuna dek yükselip dökülerek, tüm tekneyi kapladı. Patlamanın etkisiyle orta kazan patlamış, biriken stimler, beyaz bulut yığınları gibi gemiyi sarmıştı. İki baca arasındaki manika (makine bölümüne hava vermek için güverteye açılan baca) güverteye düşmüş, baş ve kıç köprülerini birleştiren asma pasaj kırılarak kopmuş ve Sancak torpido tüpü, içersindeki torpidoyla birlikte havalanıp, denize düşmüştü. Kazan dairesinde görevli olan Alay isimli çavuş ve bir ateşçi er ilk anda şehit oldular. Güvertede beyaz elbiseleri bir anda siyaha dönüşen personel, ilk şoku atlatmaya çalışıyordu.
Bu aşamada traji- komik olaylar da yaşandı. Kamarasında istirahat eden torpido subayı, Peyk’ten denize bir torpidonun düşerek, patlamaya neden olduğunu sanmış ve görevli erleri azarlamaya başlamıştı.
Alman subayı Sebelin soyunmuş ve cankurtaran yeleğini takmış olarak güvertede belirmişti.

Dümenin sıkışması ile yavaşça iskele istikametine dönen gemi, komutanın emriyle karaya oturmak amacıyla sahile yanaşıyordu. Birden bire güvertede bir alkış sesi duyuldu Türk erler “ yaşa”, Almanlar’da “ hurra “ diye bağırıyorlardı. Bu zamansız coşkunun nedeni ise denizde 250metre kadar mesafede beliren 10 -12 kadar kişiydi. Denizaltının battığını ve düşmanlarının denizde olduklarını sanan personel sevinç gösterisinde bulunuyordu. Bir Alman eri daha da ileri giderek kazazedelerin üzerine top ateşi açtı. Türk bahriyelilerde destek vermek için diğer topları ateşlediler.

Aslında denizdeki bu zavallılar, Peyk torpillendiği anda iki baca arasında dinlenen istirahatlı vardiya erleriydi. Patlamayla havaya uçarak denize düşmüşlerdi. Bağırarak kendilerini tanıttılar ve zorlukla da olsa ateş kesildi. İçlerinde, bir Türk eri boğulmuş, bir Alman bahriyelisi de yaralanarak ölmüştü. Geminin altı çifteli filikası gönderilerek denizdekiler toplandı.

Komutan Cevat Bey, beli kırılmış olan Peyk’in daha fazla dayanamayacağını biliyordu. Kilitlenen dümen nedeniyle kıçtankara etme manevraları daha kolay olacaktı. Komutanın öngörüsü, dolap dümeninin kullanılması, Makine dairesinde Çarkçıbaşı Yüzbaşı Eşref, Mülazım Kanlıcalı Remzi ve baş kazan memuru Manisalı Kemal Efendilerin sürekli yükselen sular içersinde stim yetiştirme gayretleri sonunda Peyk-i şevket, saat 15.08 de Bigados’un ( Selim Paşa ) doğusunda bir buruna kıçtankara etti. Çifte demir atıldı ve sahile kalaslarla desteklenen bir demir çakılarak gemi bağlandı. Seyir subayı Hayrettin Efendi, komutana “ Torpillendikten 18 dakika sonra karaya kıçtankara edildiğini “ rapor ediyordu. Bu bir rekordu.

Boşaltılmaya başlanan Peyk’in sorunları bitmemişti. Orta kömürlükteki kömürlerin denize boşalması nedeniyle iskele yönüne yatan geminin iskele tüpünde bulunan torpidosu bir anda kayarak denize düştü. Harekete geçen torpido, doğruca denizde bulunan gemi filikası üzerine doğru yol almaya başladı. Personelin bağırarak uyarmasıyla küreklere asılan bahriyeliler son anda kurtuldular. Filikaya teğet geçen torpido, batarak ayarlanmış olduğu derinlikte patladı. Tehlike atlatıldıktan sonra karadan gelen ilk konuk olan Liman reisi Yüzbaşı Kazım Efendi, yanında getirdiği birkaç teneke Silivri yoğurduyla Peyk’e ulaştı. Bilgi vermek amacıyla Donanma komutanlığı ve Bahriye nezaretine çekilecek telgraflar liman reisine verildi ve yardım için bir amele taburu istenilip, Yaralıların Silivri hastanesine tahliyeleri talebinde bulunuldu.

Nasmith, vurduğu torpido kruvazörünün topallayarak sahile kıçtankara oluşunu ve kıyıda yaşananları şaşırarak seyretmişti. Gemilerine sahip çıkan Türklere ders vermek ve başladığı işi bitirmek amacıyla Saat 17.30da sağ pruva torpidosunu ateşledi. Yetenekli İngiliz komutan bu kez karavana atacaktı.

Liman reisinin ayrılışından kısa bir süre sonra Peyk’te “ torpido” diye acı haykırışlar duyuldu. Yine telaş yaşandı ve Kıç tarafta işleriyle uğraşan personelin bazıları denize atladılar. Geminin mahmuzu altından geçen torpido, kıyıya çıkarak bir süre yol aldı ve patlamadan durdu. İsabet alınmamasına karşın güverteden denize düşen Mahmut isimli nişancı er boğularak şehit oldu. Komutanın emriyle, topların nişangahları 1000 metreye ayarlanarak torpidonun geldiği yönde ateş açıldı.

Türk mermilerinin denizaltısını tehlikeye düşürdüğünü gören Nasmith, kolay yutulacak bir lokma karşısında olmadığını anlamıştı. Bölgede daha fazla durmaya gelmezdi. Güneşin batışına yakın zamanda son defa su yüzeyine çıktı. Güverte topuyla Peyk’e birkaç atış yaptı ancak menzil uzaklığı nedeniyle, mermileri düşmanı selamlama niteliğinde kalacaktı. E11, e14’le yolunu ayırıp, daha önce Doğanaslan kara yolunda gözlemlediği bir Türk takviye koluna kayıplar verdirmek amacıyla Peyk’i kaderiyle baş başa bırakarak uzaklaştı.

İngiliz komutan, Ertesi gün, en önemli başarısına imza atarak Barbaros Hayrettin zırhlısını batıracaktı. Peyk’te gece nöbetle geçti. Gemide ve sahilde bahriyeliler top başında ya da elde tüfekle sabahın oluşunu beklediler. 7 ağustos sabahı ufukta görülen gayret muhribi top atışı ile çağrıldı. Akşama doğru da Liverpool Römorkörü gelerek yaraları kapatıp su basma işlemlerine başladı. 8 Ağustosta Kurt römorkörü de yardım çalışmalarına katıldı. Tahlisiye işlemleri sonunda Peyk, boşaltılmış olan malzeme ve gereçlerini sahilde bırakarak İstanbul’a doğru yola çıktı. Yolda tulumbalar arızalandı ve gemi bükülüp düzelerek hedefine varmayı başardı. Köprüyü geçip haliç’le kucaklaşarak Azapkapı tarafındaki birinci havuza iki büklüm biçimde giren Peyk’te 8 ay sürecek tamir çalışmaları başlatıldı. Havuza alındıktan sonra ulaşılan Alay çavuş ve ateşçi erin cenazeleri, ertesi gün Kulaksız mezarlığındaki Hamidiye şehitliğinde toprağa verilecekti.

Nasmith, Peyk-i Şevket’i unutmadı. Victoria Cross madalyası alan ve İngiliz donanmasının en genç amirali olma onuru verilen E11’in efsanevi komutanı, mütareke döneminde görevli olarak geldiği İstanbul’da Peyk’i ziyaret ederek, Komutan Cevat Toydemir’le görüştü. Bu kadarla da yetinmeyen Nasmith, 30’lu yıllarda Londra’daki Türk deniz ataşesi Albay Aziz Ulusan’a gönderdiği bir mektupta Peyk personelini övüyordu.

Ona göre “Türk denizcileri gemilerini korumak ve kurtarmak için yüksek bir denizcilik örneği göstermişlerdi.”

Çanakkale savaşı sırasında kara muharebelerinde kahramanca savaşan ve savaşın kaderini etkileyen komutanlığıyla, Mustafa kemal Atatürk’ün yiğit Mehmetçiklerinin yanında donanmanın kahraman Leventleri de aynı değerde görevler üstlendiler. Çanakkale savaşı Türk varlığının bir göstergesi olduğu gibi Deniz Kuvvetlerimizin de Haliç’te üzerine serpilen ölü toprağından silkinerek, Barbarosların ruhlarına geri dönüşü olmuştur.

Çanakkale’yi geçilmez yapan Tüm muhterem şehitlerimizin önünde saygıyla eğiliyorum

Necmettin Özçelik

Share.

Yorum Ekle