Hüzünlü bir hatıra ‘Köroğlu’

0

9 Temmuz 1915 tarihindeki mücadeleden sonra tekrar Kumkale Bölgesi’ne dönme emri alan birlikler o gece Akbaş İskele’sinden Çanakkale’ye döndüler. 10 Temmuz günü Çanakkale’den Erenköyü’ne doğru yürüyüşe geçildi.

Yürüyüş esnasında kimse gülmüyor ve konuşmuyordu. Sanki tümenin üzerine tam bir hüzün çökmüştü. Nasıl çökmesin ki, daha iki gün önce aramızda olan 3.600 aslanı zayi etmiştik.

Kolbaşında yürüyorduk. Erenköy’ünü geçmiş ordugâhımıza yaklaşıyorduk.

Bir ara arkadan gazilerin halini tetkik etmek aklıma geldi. Yolun biraz açığında höyüğe benzeyen yüksekçe bir tepe vardı. Atımdan inip bu tepenin üzerine oturdum.

Şimdi birlikler önlerine bakarak sessiz sedasız önümden geçiyorlardı.

Birlikler geçip gitmişti. Şimdi de yüz metre kadar geriden bir er sökün etmişti. Yaklaştı. Tüfeğinin dipçiğini sağ omzunun arkasına atmış, sağ eliyle tüfeğinin namlusunun ucunu tutmuş, iki metre boyu ile Koca Yusuf’ları, Adalı Halil pehlivanları andıran bir yiğit bu. Omuzlarının genişliği de hiç onlardan aşağı değildi. Koca çanta, onun arkasından ilk mektep çocuklarının çantası gibi kalıyordu.

Aramızdaki uzaklık 20–30 metre kalınca onu tanımıştım. Bu Köroğlu idi.

Zığındere’ye hareketimizden birkaç gün evvel taburlardan biri bir şenlik tertip etmiş, bu şenliğe bizi de davet etmişlerdi. Tabur erleri çok güzel oyunlar oynayıp hünerler göstererek bize, çok tatlı ve eğlenceli bir zaman geçirtmişlerdi.

Meydan boşalıp da her şeyin bittiği sırada bir klarnet ile çifte naranın* “Köroğlu” havasını çaldığını duyduk. Lakin ortada ne Köroğlu var ne Ayvaz ne de Arap özengi. Hava devam ediyor. Lakin meydanda kimse yok.

Sağımıza baktık elli metre mesafede dört kişi yere yatmış. Bunların önünde Ankara’da Ulus Meydanı’ndaki heykelde düşmanı gözetleyen erin aynı bir elin alnına götürüp güneşin ışığına mani olarak ilerisini gözetliyor. Diğer elinde silah..

Solumuza baktık. Durum aynı, lakin gözetleyici bir zenci idi. Çok sevdiğimiz güzel bir Köroğlu oyunu seyredecektik. Keyfimize diyecek yoktu.

Tamamen çifte nara ve klarnetin tempolarına uygun bir ileri hareket başladı.

Kısa kısa sıçramalar.. diz çökmeler.. her durumda ateş etmeler.. ateş himayesi.. yan ateşine almak için sağdan soldan açılmalar.. karşı hareketler o kadar canlı oluyorki biz seyirciler adeta nefes alamıyoruz.. bir taraf saldırıya geçerse diğer taraf savunuyor.. iki taraf birbirine yaklaşıyor.. nihayet süngü takılıyor.. hücum yapılıyor. İki tarafın erleri yerlere seriliyor.

Şimdi meydanda büyük bir aslanı andıran Köroğlu tüfeğini yere bırakmış elindeki kasatura ile karşısına dikilmiş olan ve bir kaplan gibi çevik hareket eden Arap özengiye saldırıyor. Arap özengi de aynı silahlı olduğundan o da hücumda.

Çifte nara ve klarnet en tiz perdede bir tempo tutturuyor. Köroğlu ile Arap özengi de kasaturalarını birbirine vurarak ve birbirinin hakikaten can düşmanı imiş gibi vaziyetler alarak çevik hareketlerle vuruşuyorlar.. vuruşuyorlardı.
Biz seyirciler heyecandan heyecana düşüyoruz. Son derece zevk duyuyoruz. Bu seyrine doyulmaz oyun bu şekilde sona eriyor. Bu eğlence günlerce konuşma konusu oldu. İşte bu yiğit şimdi önümden geçiyordu.

Onunla görüşmek aklıma geldi. Yüksek sesle:

– Köroğlu!

diye seslendim. Başını kaldırdı. Baktı. Yanıma yaklaşması için elimle işaret ettim. Bir subay olduğumu görünce silahını omzundan indirdi. Hızlı adımlarla karşıma dikildi.

– Emret Efendim!

Bu temiz kıyafet ve tavırlı yiğide:

– “Gazan mübarek olsun Köroğlu.. Mutlaka bir çok düşmanı süngüden geçirmişsindir. İnşallah arkadaşlarından kimse zayi olmamıştır.”dedim.

Köroğlu biran durakladı. Yutkundu. Gözlerinden sicim gibi yaş akmaya başladı.. sonra titrek bir sesle cevap verdi:

– Sağ olunuz. Maalesef on bir arkadaşım da şehit düştü.

Cevabını verince, heyecanla:

– Belki hepsi şehit düşmemiştir. İçlerinden yaralanıp geriye gelenler vardır belki.
– Hayır efendim. Hepsi muharebe meydanında kaldı. Keşke ben de şehit olsa idim de böyle öksüz gibi tek başıma kalmasaydım. Onların hasreti beni öldürecek!

Gözlerinden hala yaş geliyordu. Sonra yalvarır bir şekilde boynunu bükerek bana:

– Yaralarım tazelendi. Tahammül edemeyecek bir hale geldim. Müsaadenizi istirham ediyorum…

– Allah sabır versin kardeşim. Ağlama. Daha çok dövüşeceğiz. Bize de Cenabı Allah arkadaşlarının rütbesinin nasip etsin. Millet ve memleket düşmandan kurtulsun da bizler yolunda feda olalım. Haydi uğurlar olsun…

O kumandanına selam verdikten sonra çekip gitti.Daha sonra taburuna gidip Köroğlu’nu ve arkadaşlarını sordum. Hepsi İstanbul delikanlısı imiş Köroğlu da yüksek maaşlı bir memur imiş. Ona bir daha rastlamadım.

* Çifte nara: iki küçük davuldan oluşan çalgı.

Share.

Yorum Ekle